Hanımın Çiftliği son dönemin popüler TV dizilerinden biri, Orhan Kemal'in aynı adlı romanından uyarlanmış bir yapım.

Bugün (12.02.2010) aile bireylerimin takip ediyor olmalarından sebep bir mecburiyetle izlediğim bölümde ilgimi cezbeden bir sahne vardı, replikleri oldukça ilginç bir sahne.

Bunu aktarmadan önce trajikomik bir anekdotun üzerinde durmakta fayda var gibi; Bir kadın küçük kız çocuğuyla birlikte şehrin işlek caddelerinden birinde gezerken kız önünden geçtikleri kitapçıda gördüğü bir kitabı işaret ederek annesine döner ve şöyle der: "Anne bak Aşk-ı Memnu'nun kitabı da çıkmış".

Halit Ziya Uşaklıgil, ki kendisi takdir ettiğim bir yazar olmasa bile bu diyalogla birlikte sızlayan kemiklere sahip olmuş olmalı diye düşünmedim diyemem.

Şimdi gelelim şu meşhur sahnenin repliklerine.

Muzaffer Bey (Mehmet Aslantuğ) köylünün elinden zorla aldığı topraklarla pamuk işine girmiş ve yine aynı köylüyü kendi toprakları üzerinde ırgat olarak kötü yaşam şartları altında çalıştıran dönemin bir çeşit derebeyidir.

50'li yılların Türkiye'sidir, CHP tek partili dönemin mağlup savaşçısı gibi kılıcını düşürmüş ve çok partili sisteme yol vermek durumunda kalmıştır.

Demokrat Parti emperyalistlerinde desteğiyle (?)halkın 'yeni umudu' olarak(?) yönetime gelmiştir.

Fakat CHP'nin içinde mağlubiyeti kabul etmeyip kılıcını kınında tutanlarda vardır. Bunlardan biri de Muzaffer Bey'dir.

Muzaffer Bey'in planı yeni hükümete emperyalistler tarafından vaat edilen Marshall Fonu'ndan payelenmektir.

Bu nedenle muzaffer DP'ye geçer. Amacı Marshall Fonu'ndan gelecek paralarla yeni traktörler almaktır. Bla bla bla..

Ve sonunda fondan gelen paralardan payına düşen miktar eline ulaşmış, muzaffer yeni traktörlerine kavuşmuştur.

Muzaffer pamuk tarlalarının yanına getirttiği traktörlerle deneme sürüşü yaptırmaktadır o sırada tarlalarda çalışan ırgatlar bütün bu olanları fark ederler ve birden bire galeyana gelerek traktörleri taşlamaya başlarlar, bu durumu gören muzaffer hemen beylik tabancasına sarılıp havaya ateş etmeye başlar ve bir yandan da; "Cahilleeer! Cahilleeer! Diye bağırmaktadır.

Muzaffer bu durum karşısında boş durmayacaktır. Adamlarına hemen bir isim listesi hazırlamalarını emreder.

Çok geçmeden üzerinde traktörleri taşlayanların isimlerinin olduğu bir liste muzaffer'e ulaşır.

Kendisi adına çalışan bütün ırgatları karşısında toplar ve bir elindeki listeye-bir onların yüzlerine bakarak konuşur;

"şu elimde gördüğünüz listede traktörlere taş atanların isimleri var!" birkaç isim sayar. "listenin hepsini burada okumayacağım! İstesem bu listeyi yanımda duran jandarma komutanına verebilirim."

Bir iki hoşnutsuz uğultunun dışında kalabalıktan ses seda çıkmamaktadır. Muzaffer devam eder; "traktörleri neden taşladığınızı biliyorum. Bu makineler yüzünden işinizden olacağınızı düşündünüz. Doğru değil bu!

Traktörler sayesinde toprak daha verimli olacak ve hasat zamanı geldiğinde ürünü yine sizler toplayacaksınız."

Köylüler daha sonralar alışacakları bu palavralara inanmış görünüyordur.

Köylülerin bu tepkisel eylemi insan doğasına uygun olanıdır! Aksini davranmalarını bekleyemezdiniz.

Modern dönemin başlangıcı sayılan makinelerin icadı ve kullanılmaya başladığı yıllarda 'makine kırıcılığı' denilen bir eylem biçimi ortaya çıkmıştır.

Bu eylem biçiminin aktörleri olanlarsa o dönemin ilk işçileriydiler. Onlara 'Sabotlar' adını verdiler. Sabot bir çeşit tahta terliktir ve genellikle işçiler kullanırmış. Makineleri parçalamak için işçilerin bazıları bu terlikleri kullandıkları için adları sabot olarak kalmış.

Söylenceye göre sabotaj kelimesi de buradan türetilmiştir.

Endüstriyel Sistem'e saldırının kökenini oluşturan bu tarih bizler için çok önemlidir.

Şimdi gelelim günümüze; modern çağın makine kırıcıları olan biz anarşistlere düşen görev; Endüstriyel Sistem'in olmazsa olmaz parçaları olan fabrikalara uluslar arası çapta yok etme amaçlı organize ve eş zamanlı sabotaj eylemleri gerçekleştirmektir. Bu oldukça yaşamsal ve elzem bir görevdir.

Çocukluk yıllarının en güzel zamanlarını işçilik yaparak geçiren ben bir şeyi çok iyi anlamış bulunmaktayım; işledikçe seninle beraber ısınan bir makineyle çalışarak uzun vadede mutlu olamıyorsun.

Yıllarca işçilik ettim, kendimi bildim bileli. Herhangi bir fabrikada bir makineyle çalışmaya başladığın zaman ilk olarak zor geliyor ona uyum sağlaman, sonra yavaştan alışırsın, işin en acı yanı da budur; o makineye alışman.

Öyle bir an gelir ki onu sevmeye başlarsın. Onunla geçirdiğin zamanlar yetmemeye başlamıştır.

İşte o an senin namına korkunç bir şey olmuştur, makine artık seni esir almıştır. Bir insan değilsindir artık, makineleşmişindir.

Makineleşen biri içindeki karşı koyma mekanizmasını yitirmiş demektir, onun yerine artık içinde herkese ve her şeye 'evet'ler üreten bir düzenek yeni yerini çoktan almıştır.

Endüstriyel Sistem'in veya modern söyleyişle Teknoloji'nin ve onun görsel aygıtlarının neye ne kadar değer biçmeyi öğrettiği yazımın başında verdiğim anekdottan bellidir.

Buna karşı yapmamız gereken şey 'sabotlar'ın şanına yakışandır.

Komün dün bizimdi yarın da bizim olacaktır.

Komün insanlığımızın geleceğidir, gelecek sabotların ellerinde!

Sevgiler tüm dostlarım...


Mustafa Selimbegoviç
12.02.2010